The Quills

 

The Quills

 
                                 Black Quill                                         Blue Quill                                            Red Quill
                                 Black Quill                       Blue Quill                       Red Quill
Showing posts with label Black Quill. Show all posts
Showing posts with label Black Quill. Show all posts

Monday, August 27, 2012

Saf


Saflık diyelim, hatta abartım salaklık.
İnadına güvenmeyi seçtiğimin bilmemkaçıncı acısını tadarken yine yeni yeniden diyerek yeni hatalara yelken açıyorum.
Çocukluktur belki.
Güvenmezsem, sevmezsem ben olamam.
Benliğimsiz hiçim.
Yokluğu ararken varlığımdan olmayayım.

Monday, July 30, 2012

İlişki


Son yazıyı yazalı çok olmuş. Biz üç kadın bu blogu açtığımızda yazmazsak boğulacak durumdaydık. Ben sözde aşklarda savruluyordum. Her hafta bir adam tüketirken, yüreğimden geriye pek de bir şey kalmıyordu.


Ama sonra o çıktı karşıma. Dört ay önce, ansızın, yasakları ve tüm olmazlarıyla.


Klasik hiçbir ilişkiye benzetemeyiz aramızdaki şeyi. Ama yanındayken yüzümden gülümsemem eksik olmuyor. O mutsuz koca adam çocuklaşıyor yanımda. Kendimize bir koruma alanı kuruyoruz.


Herkesin itirazlarına karşın yine de beraber durabiliyoruz. Aşkık değiliz, eh ama yinede seviyoruz.

Friday, March 30, 2012


Mutlu olmaya o kadar yakınım ki bu sefer nasıl kaçacağımı kendim bile şaşırdım.
Tamamen olmazlar olmazı bir ilişkinin içinde buluyorum kendimi.
Sanırım 5 litre bira ve 2 paket sigara önceydi.
Rüya gibi üç gecede tüm paspallığıyla Black.
Adamdan da yakışıklı diye bahsedilemez hani. Anca gece kahkahalardan yırtılıyordu işte.
Her daim soğuk olan ellerim onun kocaman avuçlarında yerini buluyordu.
İçim mi ısınıyordu, yoksa birini mi unutmaya çalışıyordum?

Bilmiyorum.

Sadece beni göğsünün sol yanına saklasın ve hiç bırakmasın.
Ben de gitmek istemem zaten.

Sunday, March 4, 2012

Kim Haklıysa

Şu hayatta hiçbir şey sorun değil.

Senin olmayan bir adamı sevmek de, onun evine yuvam demek de, sevgilisi olduğunu bile bile yanına gitmek de, seni deli gibi sevdiğini bilmek de...

Seviyorsa neden hâlâ bir başkasıyla beraber diye sormayın. Cevabı biliyorum. Hayır, aklınızdan geçenden bahsetmiyorum. Gidiş anını bekleyen bir mahkumun çaresizliği var kalplerimizin üzerinde. Tüm sorun bu.


Varılamayacak şehirler, uçları asla değmeyecek olan parmak uçlarından bahsediyorum.

Sevda diyorum dostlar, duyuyor musunuz beni? Bir kadını yollara düşüren, bir adamın dudaklarını acıtan ve dillendirilmesi yasak olan bir sevda.

Aşk kapımızı çalmayacak bizim. Her zaman pervasız ve umursamaz bir misafirdir o. Yine ayaklarını uzattı evimin en güzel sehpasına. Kendi kalbimden dışlandım. Söz hakkım elimden alındı. Tertemiz ruhumun üzerinde artık sigara külü izleri var.

Yine de bir mutluluk halindeyim. Benim olmayan bir adamı sevmenin yükü, getirdiği kalp çarpıntılarıyla taşınır oluyor.



Hem bu benim sorunum değil, öyle değil mi? Aldatan ben değilim sonuçta.

Thursday, February 23, 2012

S-U-S

Hayır, hayır konuşacak durumda değilim. Kalbim yeter artık, sus! Aşık olmayacaksın. Sevgilisi var diyorum, senin için ondan vazgeçmedi işte. Hem seni seçse ne olacak ki, güvenebilecek misin artık ona? Sus kalbim, dinlemek istemiyorum seni.

Monday, February 20, 2012

Toparlama Çabaları

Artık hayatımı düzene sokmaya karar verdim. Çünkü bu gidişat beni bile korkutmaya başladı.

Öncelikle bana aşık olan çocukla bir kere buluştum ve bunun tekrarlanmayacağını anlamasını sağladım, yani umarım başarmışımdır.

Sonra, bir kez takıldığımız çocuğa bunun ikincisinin olmayacağını söyledim ki daha fazla aramasın, sormasın.

Sevdiğim adamı artık o kadar da sevmediğimi farketmemle onu arkadaşlar sınıfına yerleştirdim ve artık her şey daha güzel.

Arada erotik konuştuğum arkadaşımlaysa olaylar geri dönülmez bir boyuta ulaştı. Ama şimdilik mutlu olduğumdan karıştırmıyorum o kısmı.

Bekleyelim görelim bakalım.

Thursday, February 2, 2012

Üç


Her gün düzenli olarak telefonda saatlerce konuştuğum üç adam var hayatımda.


Biri sevdiğim adam.
İkincisi bana aşık olan adam.
Üçüncüsü yakın bir arkadaşım ama arada sırada erotik mesajlaşıyoruz.


Ortak noktaları, yaşadığım şehre gelmek istemeleri. Beni istemeleri.

Hani bir şeyler dönüyor ama ben sonunu kestiremiyorum.

Monday, January 30, 2012

O Kadın

Önceki yazıya buradan bakabilirsiniz.

Bazı şeyler nasıl anlatılır bilmiyorum. Hele yaşanması güç olan şeyleri nasıl yazıya dökerim hiçbir fikrim yok.

Biliyorsunuz işte, onunla aramdaki şey her zaman apayrı kalacak-tı.

Ta ki geceyi beraber geçirene kadar...

Onu aslında ne kadar istediğimi elini tutunca anladım. Belimi okşadığında ya da nefesini yüzümde hissettiğimde dünyam yerinden oynadı.

Hayır ne yazık ki öpemezdim onu. Ama beni öpmesini çok istedim. Dakikalarca okşadım, okşandım da bir şey olsun yapamadım.

Ama sonra buluştu dudaklarımız. Hem ilk öpüşmeydi benim için bir kadınla hem de onunla ilk öpüşmemdi. Nafes alamadım, yarını düşünemedim. Sadece dudaklarına odaklandım, gerisi yok. Bir süre öpüştük öyle, biraz da dokunarak.

Durdu. Büyük bir pişmanlıkla, durdu. Bunu yapmamamız gerektiğini ikimizde biliyorduk. Öpen o olduğu gibi duran da oydu. Yine sarıldık ve uyumaya devam ettik.

Sabah aynı şeyler tekrar yaşandı, belki biraz da ilerisi.
Tekrar durdu.
Artık kalbim kırılmaya başlamıştı ama onu çok iyi anlıyordum. Olmazlarımızı biliyordum.
Durduk.

Günün kalan yarısı konuşarak geçti, sarılarak, paylaşarak. Olanlara üstü kapalı değinerek. Biraz daha anladım benim için ne denli özel olduğunu.

Bir daha tekrarlamamamız gerektiği konusunda anlaştık ve ayrıldık. Bense dudaklarını tadını silmeye çalışıyorum artık aklımdan...

Tuesday, January 24, 2012

Atom bombası

Son birkaç ayda hayatımdaki dalgalanmaları takip etmeyi bıraktım artık. Bir adam sevdim, hem de tüm olmazlarla sevdim. Seviştik, ayrıldık, dost kaldık, güldük, eğlendik... Derken "ben biriyle beraberim" demesiyle gerçek tokat gibi çarptı yüzüme. Kimdim ben? Tanıştığımızdan beri kendime sorduğum bu soruyu son bir kez daha sormalıydım artık. Kimdim ve ne istiyordum.

İçimde atom bombası patlamıştı sanki. Elimi kolumu hissetmiyor, kendimi öldürmek istiyordum. Biliyordum bugünün geleceğini ama neden şimdi? Neden o kız? Neden benim kadar imkansız biri?

Kafamda dönen sorular yüzünden sürekli kusuyordum. Artık vücudum bile isyan etmişti. Sadece sigara içebiliyordum ve içten içe ölüyordum.

Birden baktım ki, hayatımın en büyük saçmalamalarından birini yapıyorum yine. Artık sevgilim olamayacağını biliyordum, onu deli gibi istiyordum, dost kalmalıydık. Şuncacık üç düşünceyi oturtmam gerekiyordu. Düşünüyordum, kusuyordum, sigara içip tekrar düşünüyordum.


Bir sabah uyandığımda canımın yanmadığını anladım. Evet geçmişti. Birini seviyor olabilirdi, ben hala onu seviyor olabilirdim ama bunda bir sorun yoktu. Hayatımda ilk kez başıma gelmiyordu ya, buna da alışırdım.


Yavaş yavaş gülmeye başladım. Onunla arkadaşlığımı düzelttim, kendime yeni arkadaşlar buldum. Güldüm eğlendim. Hayatıma devam ettim


Ama ona sevgilim diyememek hala biraz olsun yakıyor canımı. O kadar da olacak artık.

Monday, January 2, 2012

Uç uç

Bazen ellerimiz komik gelmeye başlar.

İşte ben o zamanlar düşünürüm hep. Bir de baktım ki ben kimi sevsem olmamış. Hep eksik bırakılmış bir şeyler. Aldığımız nefes, dudaklarımız, görüşüp görüşemediğimiz, inancımız, siyasi görüşümüz, kökenimiz...

Yavaş yavaş boğmuşuz aşkları hayatta.

Ellerim komik gelmeye başlamış birden. Neden? Neden olmasın.

Tuesday, December 27, 2011

Hayatımın ilk ve tek Kadın'ı

13 yaşında küçük bir kız çucuğundan bahsediyorum sizlere, kendimden. Çevresi arkadaşlarla çevrilmiş ama hiç doğru düzgün sevilmemiş, çirkin bir kız çocuğu. Herkes kendine en yakın arkadaş seçtiğinde dışlanmış, oyun bozan sayılmış, ama hep kullanılmış; öylesine yaralı bir küçük.

Liseye yeni geçecektim. Onu gördüm. Kısacık saçları, mükemmel sesi ve o yaşta bile kendini tanımasına hayran kalmıştım. İlk lezbiyen arkadaşımdı. Sadece 14 yaşındaydı, ama kendinden emin, çizgisi net.

Bizim de dürtüklemelerimizle en yakın arkadaşlarımdan biriyle sevgili oldular. O an ki pişmanlıkla anladım onu nasıl da sevdiğimi. Seviyordum işte. Diğer kızları sevmediğim gibi, bir erkeği sever gibi seviyordum. Ama bu duygu beni rahatsız etmiyor, gayet de doğal geliyordu.

Söyledim. Sanırım en zor şeydi. Bir müzik cd'si verdim, bir de mektup. "Oku anlarsın" dedim. Okudu ve anladı. Ne kadar çok gözyaşı döktüğümüzü hesap dahi edemem. Ne kadar parçalandığımızı, bu sevgiyle savaştığımızı.

Koskoca bir sene boyunca sevdim onu. Arkadaşlarıma onu anlatırken erkek olduğunu söylüyordum, yalanların ucunu kaçırmıştım. Ama kimseye itiraf etmeye gücüm yoktu.

Ben tam "bitti" dedikten sonra ayrıldılar. Gözleri, bedeni, aklı, kalbi; hep bana dönüktü. Ardıma bile bakmadan kaçtım ordan. Bir kızla, hele de onla, sevgili olma gücüne sahip değildim. Daha fazla yalan söyleyecek bir durum bile yoktu.


Aradan yıllar geçti hatta 7 sene tam olarak. Bir gölge oyunudur sürüyor aramızda. Bir o geliyor,ben kaçıyorum; bir ben geliyorum, o uzaklaşıyor. Olmazları oynuyoruz. Bir yandan da olmamışlıklar yüzünden sahip olduğumuz sevgiyi kaybetmemeye çalışıyoruz.

Bir kere bile öpsek yanacak çünkü beraber söylediğimiz tüm şakılar.

Bekliyoruz.
Bekliyoruz.
Bekliyoruz.

Sunday, December 18, 2011

Complete Strangers

Dedim ya tanımadığım bir adamı sevdim, onunla seviştim, ona aşık oldum, ondan ayrıldım ama hala hayatımda.

Bir kadınla buluştum sonra, barda tanışmıştık sadece. Beraber bir şeyler içtik. Sonra bir de bakmışım, tüm hayatımı dökmüşüm önüne. Tüm aşklarımı, yaralarımı...

Sonra bir exchange öğrencisiyle karşılıklı dumanlandık. Oysa ben ingilizce bile konuşamazdım.



Kendime bile tamamen yabancıyım sanırım artık.

Tuesday, December 13, 2011

How to be a perfect ex-girlfriend

Oysa adamla yeni ayrılmıştık.

Ertesi gün hemen konuşmaya başlamalar. Dakka bir-gol bir flörtler. Tekrar taa en başa dönmeler.

Anlayamadım neler dönüyor. Anlamak istemiyorum o ayrı.

Sanırım haftaya bi ara onu görmeye gideceğim. Tekrar bir şey yaşanır mı onu bile bilmiyorum.

Bildiğim tek şey, bizden artık sevgili olmaz. Olsa olsa friendswithbenefits, o da belki.


Monday, December 12, 2011

Al beni vur duvara

Hayatım borunca hirbir şeyi oluruna bırakmadım. Severken kendimi bile öldürebilirim, o derece kaptırıyorum kendimi. E hal böyle olunca da pek sevenim bulunmuyor.

Bir de öfke problemim var ki evlere şenlik. Bu durum sevgilimle ayrılmama, arkadaşlarımla aramın açılmasına, sevdiğim adamın benden uzaklaşmasına, ailemin benden bıkmasına sebep oldu. Daha kimbilir başıma ne dertler açacak.

Tüm bunlara rağmen vazgeçmiyorum ya bu saçma sapan huyumdan.

Aferin bana.

Ballı börek Kadın'ım.

Sunday, December 11, 2011

Sevda dediğin ufak bir kaza

-Bir daha asla aşık olamayacağım.


Ne de büyük bir yalandı. Aradan pek de bir zaman geçmemişti ki kendini yepyeni bir aşkın içinde buldu. Hiç tanımadığı bir şehre, tanımadığı insanların evine, tanımadığı bir adamın yanına, onla sevmeye gidecekti.


-Hayır, bu ben değilim!


Ne yazık ki seviyordu. O bilinmeyen adama kör kütük tutulmuştu. Sonunda tecavüze uğrayabilir ya da öldürülebilirdi. Ama gitmek istiyordu. Vücudunun her bir noktası gitmesi için yalvarıyordu.


-Kimseye söyleyemem.


Arkadaşları öğrenseler, gitmesine engel olabilirlerdi. Söyleyemezdi. Bir haftasonu sessiz sedasız kaçıp gitmeliydi bu şehirden.


-Ya başıma bir şey gelirse?


Ona güveniyordu. Geçirecekleri güzel zamanlara, kurdukları hayallere, tadına bakmadığı dudaklara, sarıp sarmalayacak ellere, güveniyordu.


-Beni sevmeyecek.


Kendisi hakkında hep kötü şeyler anlatmıştı. Neden hala kendisiyle görüşmek istediğine bile anlam veremiyordu. Çirkindi, öfkeliydi, yaralıydı...


-Gidiyorum.


Sadece bir kaç kişiye söyleyip, gitti. Bir gece vakti. Heyecandan eli kolu titrerken. Çirkinliğinden utanarak. Giydiklerinden, saçından, yüzünden, ellerinden utanarak, gitti.


-Aşık oldum.


İşte her şey bu kadardı. Tek bir bakış. Tek bir öpüş. Sıcacık, güçlü kollar. Aşık olmuştu ona, hem de ilk gördüğü anda.


-Şimdi ne yapacağım?


Nasıl flört edilir bile bilmezken gecenin köründe bir adamın koynunda ne yapacaktı ya. Seviştiler, susamışçasına. O kadar.


-Nasıl ayrılırım?


Beraber geçirdikleri 2 gece, 2 gün. Çabuk bitmişti. Ne yapacaklarını şaşırmışlar ve gidemiyorlardı. Bindi otobüse gitti, arkasında onu bırakarak. Canı nasıl da yanıyordu...


-Ya şimdi?


İşte bir tür ilişkileri var artık. Birbirlerinin sesini duymadan yapamadıkları, bol şiirli, bol kavgalı ve eski sevgililerin gölgesiyle kararmış, garipçe bir ilişki.


-Seviyoruz.


Yılların ardından tek önemli şeyin bu olduğunu sonunda anlamıştı ya. Yetiyordu işte.


-Seviyorum....


Tuesday, November 22, 2011

Küçük kan lekeleri

Masanın örtüsüne takıldı elim. Önce kadehin ağır çekim devrilişini izledim. Şarabımdan kalan son damlalar küçük kan damlaları gibi izler bıraktı örtüde. Saniyenin ,ama o hiç bitmeyen saniyelerden, milyonda birinde kırgınlıklarım, kızgınlıklarım, bu hayatta tekrar ve tekrar tükenişlerim geldi gözümün önüne.

Meğer hiç olmaması gereken kadar sevmişim.

Meğer susacakken konuşmuş, anlatacakken susmuşum.

Meğer ben seni, yani beni, hiç affetmemişim.

Kadehi kaldırdım ve biraz daha şarap doldurdum. Dudaklarımın yavaş yavaş morardığını farkedebiliyorum. Sigara pakedim de bitmek üzere. Ölmeyi tercih etmeme ise sadece birkaç yudum kaldı. Bir sigara yakıyorum ve üflüyorum dumanını göğe ama o duman dönüp dolaşıp gözüme giriyor. Uzun zamandır ağlamadığım kadar içten ağlıyorum. Kisme görmeden, kimse duymadan.

Bu sefer bilerek ve isteyerek dağıtıyorum masayı. Tüm bardaklar kırılana, tüm şarap dökülene kadar. O ilk dökülen bir kaç damla mutlaka silinmeli. Hayır, ben içimin kanadığını kabul etmiyorum.

HAYIR!

İyiyim, iyi olmalıyım, unutmalıyım...

Oracığa sızıveriyorum. Bacağımı cam kırıkları kesiyor, mühüm değil. Dur şuradaki şişeye de bir uzanayım. Gözlerim kapanıyor.


Uyuyorum.


Unutuyorum.

Thursday, November 17, 2011

Sebep

Mutsuz olduğum her an daha da çok yazı yazabilir hale geliyorum. Yaralamak ve yaralanmak pahasına. Ölmek, belki de öldürmek için.

Mutsuz doğanlardanım ben. Hüzün, siyah ya da sonbaharın en son düşen yaprağı... Ağlamak, çok ağlamak, ağlayarak uyuyakalmak. Başka türlüsünü hiç öğrenemedim, öğrenmek istememiş de olabilirim.

Ama hep yazdım. Düz yazı, deneme, şiir hatta öykü bile. Denedim hep duygularımı anlatacak, beni bu cendereden çıkaracak yolu bulmayı.

Şimdi yine başa döndüm, yine yazmaya çalışıyorum. Hayatımı bu kendimi soktuğum bok çukurundan çıkarmaya, içimde seneler önce yazarken ölmüş kısmı canlandırmaya...

İşte bu kadar benim yazma sebebim: Bir şişe şarap, sayısız sigara, biraz müzik ve fikir bir dosttan çıkan.